
Bebeklerimi çok seviyordum ama her şeyi tek başıma sırtlanmak zorunda kalmıştım.
Fuat’ın beni gerçekten anladığını sanıyordum — yanılmışım.
Bir akşam eve geldi, kravatını çıkardı, oturma odasına kaşlarını çatarak baktı ve sordu:
“Aylin, oturma odasına ne olmuş? Halıyı temizleyemez miydin? BÜTÜN GÜN EVDEYDİN!”
İlk başta bunun bir şaka olduğunu düşündüm.
Ama ertesi gece mutfağa öfkeyle girip şunları söyledi:
“Sıcak yemek yok mu? Neden dünkü yemeği yiyeyim? Bütün gün ne yapıyorsun ki — TELEVİZYON KARŞISINDA MI OTURUYORSUN?”
Bu suçlamalar derinden inciticiydi.
Onunla sakin bir şekilde konuşmaya çalıştım:
“Fuat, annelik tam zamanlı bir iş. Oturmaya bile vaktim olmuyor.”
Öfkeyle karşılık verdi:
“Evde kalıp ÇALIŞMIYORSUN! Annemin dört çocuğu vardı ve yine de evi pırıl pırıl tutuyordu. SEN NEDEN YAPAMIYORSUN?”
“Fuat, sadece üç saat uyudum. Ameliyattan hâlâ iyileşiyorum…” diye sessizce cevap verdim.
Sözlerimi eliyle geçiştirdi:
“Anne olmak istedin. SIZLANMAYI BIRAK! Belki de buna hazır değildin?”
Bu sözler içimi parçaladı.
Ama karma kendini çok geçmeden gösterdi.
Ertesi sabah, tüm komşular onun bağırışını duydu:
“NELER OLUYOR ALLAH AŞKINA?!” Devamı Sonraki Syfada..