
Ben Gülizar.
74 yaşındayım. Dul kaldım.
Kızım doğumda öldü, damadım ortadan kayboldu.
Geriye sadece torunum Ali kaldı.
Onu 12 yaşındayken yanıma aldım, kendi evladım gibi büyüttüm. Hayatımı ona adadım.
Ama o, beni hayatından yavaş yavaş sildi.
Yıllarca neredeyse hiç gelmedi.
Bayramları, doğum günlerimi unuttu.
Ben yine de ona atkılar, çoraplar ördüm.
Alıp gitti. Sormadı. Teşekkür etmedi.
Bir gün kapım çalındı.
Ali’ydi.
“Babaanne… eşim Nermin’in acil bir ameliyata ihtiyacı var. Paramız kalmadı. Yardım edebilir misin?”
Kalbim dayanamadı.
Birikimim yetmiyordu.
Sahip olduğum tek şey olan evimi sattım.
Onların yanına taşındım.
Ama bir gece, konuşmalarını duydum.
Paranın ameliyata değil, lüks bir hayata gittiğini…
Ve beni bir yük olarak gördüklerini…
Kısa süre sonra kendimi bir huzurevinde buldum.
Ali, “Seni sık sık ziyaret edeceğim,” dedi.
Aylar geçti.
Yıllar geçti.
Gelmedi.
Derken bir gün, uzaktan bir akrabamın bana miras bıraktığını öğrendim.
Bunu duyan Ali hemen çıkageldi.
“Babaanne… Nermin’in bir ameliyatı daha var. Payımı erken alabilir miyim?”
Ona sakin bir sesle,
“Gelecek hafta gel,” dedim.
Bir hafta sonra karşısına çıktığımda, eline küçük bir zarf verdim.
İçinden sadece 1.500 TL çıktı.
Şaşkınlıkla bağırdı:
“Bu mu?! Asıl para nerede?!”
O sırada banknotların üzerindeki yazıyı fark etti…
Ve yüksek sesle okumaya başladı.
Yüzü bir anda bembeyaz kesildi. DEVAMI SONRAKİ SYFADA..